#MutlulukDediğinizŞey – Dostoyevski’yi Sevmek

Fyoder Dostoyevski… İsmi ve soyismi biraz garip olsa da bana göre kendisi edebiyat tarihinin en büyük yazarlarından bir tanesi. Büyüklükten kastım ise kesinlikle çok kitap yazmak değil aksine az ama öz yazmaktır. Nerde çoklu orada … diye bir atasözümüz vardır ve bu söz gerçekten de doğrudur bana göre. Bir işi yapabilirsiniz hatta mükemmel yapabilirsiniz ama sırf o işi yapmak için yaptığınız da o işten sizde zevk almazsınız o işten faydalanan da. Mesela Türk dizileri de bu şekilde oluyor.Başlangıçta güzel başlıyor ama sırf dizi çok izleniyor diye diziyi bitirmeyip devam ettirmeye çalışıyorlar.Bu sebepten o dizi sıkıcı bir hal alıyor. Kısaca bir konuda başarılı olmak için o işini çok yapmak değil öz ama kaliteli yapmak önemlidir. İşte Dostoyevski de böyle yaptı eserlerinde ve bundan dolayı günümüzde dahi kitapları halen ilk günkü gibi okunan bir yazar.

Dostoyevski’nin eserlerini okurken satırlarda kendinizi bulursunuz çünkü o da bizden biridir.Onunda bizler gibi yaşanmışlıkları vardı,çektiği sıkıntılar vardı,yaşadığı aşklar vardı, aç susuz geçirdiği günler vardı ve hayatta dip noktadayken sarıldığı kitapları vardı. İşte bunlardan dolayı onun satırlarında kendinizi bulabiliyorsunuz. O diğer yazarlar gibi sizi sayfalarca ortam betimlemesine boğmaz, sizlere olayları hemen yaşatır ve sizi sürekli olayın içinde tutar. Her an olayın içinizdesinizdir onun satırlarında, kolay kolayda kopmazsınız zaten. Sayfa sayısı artsın diye de öyle olur olmadık betimlemeler bulamazsınız onun kitaplarında. Elbette oda betimler etrafı ama sade bir şekilde. Siz o betimlemeleri okursunuz üç-beş cümle ama kafanızda o üç-beş cümle pek şey canlandırır zihninizde.İşte Dostoyevski farkıdır bu. O az yazıp çok düşündürür.

Dostoyevski’nin hayatı da öyle rahat değildir diğer yazarlara nazaran. Hapishaneye girmiştir,ölüm cezasına çarptırılmıştır,sürgün edilmiştir… Ama o hiçbir zaman yazmaktan vazgeçmemiştir. Eserlerinde işte bu yaşanmışlıklar vardır. Kürek cezası almıştır,işkence görmüştür,hapishanelerde yatmıştır. İşte en önemli eserlerinden birisi olan Suç ve Ceza’da bu yaşanmışlıkları görürsünüz. Diğer bir eseri olan Ölü Evinden Notlar’da da hapishane de yaşadığı olayları bulabilirsiniz. Aynı şekilde Karamazov Kardeşler de babasına duyduğu öfkeyi ve annesine yapılan zulmü görebilirsiniz. İşte böyledir Dostoyevski. O aslında yaşadıklarını yazmıştır eserlerinde. Herkes zorluklar yaşar ama herkesin yazdığı da okunmaz.İşte Dostoyevski’nin bir farkı da budur. O öyle bir yazar ki istemeseniz de okursunuz.Çünkü kendinizi bulursunuz orada… Tabi bulmak isterseniz.

İlkler her zaman önemlidir,Dostoyevski’nin de ilk eseri İnsancıklar’dır.Kısa bir kitaptır ama mükemmel bir kitaptır.Toplumunu acımasız kurallarında yaşlı bir adamın öksüz bir kıza duyduğu sevdayı iç dünyasındaki derin çatışmalarla işledi, eserinde. Genç yaşında yazmıştı bu eserini henüz 25’indeydi sanırım. Kitabı okuyan ilk kişi de o anda gelecekte büyük bir yazar olacak demişti Dostoyoveski için. Ki öyle de oldu 21.yy da bile halen okunuyor Dostoyevski.

Eserleri asla sıkmaz sizi bir çırpı da okuyabilirsiniz.Üslubu akıcıdır,okudukça okursunuz satırları.Kafanızı karıştırmaz asla.Olaylar bir döngü içinde gider,oradan oraya atlamaz.Her yaştan insanlar okuyabilir Dostoyevski’yi ama birikimiz iyiyse daha iyi anlarsınız onu. Her eseri iyi midir? İşte burada benim beğenmediğim bir kitabı da yok değil. Başımızın tacı olsa da Dostoyevski Yer Altından Notlar isimli romanını dört sayfa kadar okuyabildim. Beğenmedim demiyorum fakat kitap bir kişinin psikolojisini anlattığı için benim hoşuma gitmedi.Açıkcası ben dört sayfa okudum ve sıkıldım.Devam etmek istedim ama nedense edemedim. Yorumlara baktım biraz,çoğu kişi de benim gibi sıkıcı bulmuş. Ama bu demek oluyor ki eser kötü değil. Ama hoşuma gitmediği için belirtmek istedim bunu.

Son sözlerime gelirken buradan kitap okuyanlara ve okumayanlara Dostoyevski’yi tavsiye ediyorum.Okumaya yeni başlayacak olanlar için İnsancıklar ve Beyaz Geceler’i başlangıç için tavsiye edebilirim.Hoşunuza giderse eğer diğer kitaplarına devam edebilirsiniz. Üzüldüğüm bir noktayı da belirterek yazıma son vermek istiyorum. Popüler edebiyat yani günümüz edebiyatı şuan ön planda ve eski eserler ya da klasik eserler ne yazık ki şuan hakettiği değeri görmüyor.Bu üzücü bir durum ve bence dünya klasiklerini okumayan birisi kitap okumuş sayılmaz. Bunu sadece Dostoyevski için söylemiyorum. Victor Hugo,Cervantes, Gagol, Puskin … ve daha nice değerli yazarlar var.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir